
Ali Çankırılı
Türkiye’de, maalesef,
evlilik öncesinde gençlere ana-baba eğitimi verecek yaygın bir eğitim
kurumumuz ve bu yönde işleyen bir eğitim politikamız yok. Genç anne-babalar
çocuk eğitirken kendi anne ve babalarını model almakta, anne ve babalarından
gördükleri eğitim şeklini uygulamaktadır. Yüksek eğitim almış kariyer sahibi
anne-babalar bile ailelerinden aldıkları eğitimin tesirinden kurtulamamakta;
aşırı baskı ve otoriter tutuma reaksiyon olarak, ‘modern eğitim’ adı altında
aşırı hoşgörüye dayanan bir tutum izlemektedir.
Oysa, çocuk eğitimi bu iki ucun birine yahut diğerine kaymadan
gerçekleştirilmesi gereken; bunun için de bilgi, tutarlılık ve disiplin
isteyen bir konudur.
OKUL ÇAĞINA gelmiş çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar anne babaların çocuk
eğitirken beş ayrı tutum izlediklerini gösteriyor.
1. Aşırı baskıya dayanan otoriter tutum.
2. Aşırı serbestliğe dayana çocuk-merkezli tutum.
3. Dengesiz, tutarsız ve sorumsuz tutum.
4. Aşırı koruyucu ve kollayıcı tutum.
5. Sevgiye dayalı, güven verici, hoşgörülü tutum.
Aşırı Baskıya Dayanan Otoriter Tutum: ‘Disiplin’ dendiği zaman, çoğu anne baba
bunu ‘dayak ve ceza ile terbiye etme’ olarak algılıyor. Bu anlayış,
beraberinde aşırı baskıya dayanan otoriter bir tutum getiriyor. Cezanın ve
dayağın bol kullanıldığı bu tutumda amaç; söz dinleyen, kurallara uyan,
verilen görevleri yerine getiren, terbiyeli, sessiz, uslu, nazik, dürüst bir
çocuk yetiştirmektir. Ancak, sonuç hiç de böyle olmamakta; yanlış yapmaktan
korkan, kendisine güveni olmayan, kolayca başkalarının etkisinde kalan,
aşağılık duygusuyla ya içine kapanık ya da saldırgan bir kişilik kazanan
çocuklar ortaya çıkmaktadır.
Dayak, karşı tarafı aşağılayan, kendisini işe yaramaz ve değersiz hissetmesine
yol açan kötü bir eğitim aracıdır. Ki, dayağı sevimsiz ve incitici kılan,
dayağın kendisinden ziyade, dayak sırasında sarfedilen aşağılayıcı sözler ve
takınılan saldırgan tutumlardır. Bu yüzden, dayağın en onur kırıcı şekli yüze
vurulan tokattır. Dayağa sık başvuran anne babalar, çocuğun iyi taraflarını
görmeyen, devamlı yaptığı yanlışlar üzerinde duran, suçlayan, başka çocuklarla
kıyaslayan, sevgilerini belli etmeyen negatif bir tutum sergilemektedir.
Aşırı Serbestliğe Dayanan Çocuk-Merkezli Tutum: Bu tutum, genellikle tek
çocuklu kalabalık ailelerde, orta yaşın üzerinde çocuk sahibi olan anne
babalar ve bütün aile büyükleri tarafından uygulanan bir disiplin şeklidir.
Ailede çocuğun egemenliği sözkonusudur. Aile üyeleri kayıtsız şartsız çocuğun
isteklerini yerine getirirler. Sonuçta, aşırı sevgi ve ilgi, çocuğu kural
tanımaz, doyumsuz bir kişi yapar.
Anne, baba, büyükanne, büyükbaba, hala, teyze bol ve pahalı oyuncaklar alarak
ve her isteğini yerine getirerek çocuğun doyuma ulaşacağını zanneder. Yüzlerce
pahalı oyuncağı olduğu halde bunlara kıymet vermez, yenisini ister. Alınan her
yeni oyuncakla ancak üç-beş saat oynar ve bir kenara atar. Aileye egemen olan
çocuk bir kral edasıyla hareket eder, aile büyüklerine saygı duymaz. Bu
çocuklar, aileye egemen olmakla kalmaz, aile dışında da egemenliklerini
sürdürmek isterler. Okul çağına girdiklerinde kurallara uymakta, ders
çalışmakta ve arkadaş edinmekte başarısızlığa uğrar, hayal kırıklığı yaşarlar.
Dengesiz, Tutarsız ve Sorumsuz Tutum: Anne, baba ve aile büyükleri arasında
ortak bir eğitim şekli olmayan, herkesin çocuğa farklı yaklaştığı ailelerde
çocuklar neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenemezler. Anne yanlış bir
davranışından dolayı çocuğa ceza vereceği zaman, büyükbaba veya büyükanne
“Torunuma dokunma, bırak yapsın!” diyerek arka çıkar. Kimi zaman anne çocuğun
yanında babanın tutumunu eleştirerek, “Bu çocuğu sen şımartıyorsun, senden yüz
bulup beni dinlemiyor” der. Dengesizlik ve tutarsızlık çoğu zaman anne ve
babanın kendisinden kaynaklanır. Anne çocuğu yanlış davranışından vazgeçirmek
için önce alçak sesle, “Yapma!” der, sonra sesini yükseltmeye başlar, bu da
yetmeyince kızıp dayağa başvurur, arkasından çocuğu bağrına basarak özür
diler.
Baba dinlenmiş sakin bir durumda iken çocuğun yüksek sesle müzik dinlemesine
bir tepki göstermez, normal karşılar. Ancak aynı baba yorgun ve sinirli olduğu
zaman yüksek sesle müzik dinleyen çocuğuna “Burası disko mu, kes şu müziğin
sesini!” diye bağırır. Çocuk, eğitimi konusunda anne ve babanın sık sık
birbirlerini eleştirdiklerine şahit olur. Kafası karışır; kimin haklı kimin
haksız olduğuna karar veremez.
Aşırı Koruyucu ve Kollayıcı Tutum: Geleneksel aile modelinde en sık başvurulan
bir disiplin şeklidir. Aşırı koruyucu tutumda anne babalar çocuklarını sevgi
ve şefkatle örülü bir altın kafeste yetiştirirler. Çocuk adına bütün
sorumluluğu anne baba üstlenir. Çocuk için neyin doğru neyin yanlış olduğuna
anne baba karar verir. Saç şeklinden giydiği elbiseye kadar, anne ve babanın
tercihi söz konusudur.
Daha çok anne-çocuk ilişkisinde görülen bu aşırı koruyuculuk ömür boyu devam
eder. Çocuk çatal kaşık kullanacak yaşa geldiği halde anne onu kendi eliyle
beslemeyi tercih eder. Tuvaletini anne yaptırır, anne giydirir, ayakkabı
bağlarını dahi anne bağlar. Mikrop kapmasın diye kaynatılmış su içiren, sokağa
çıkmasına ve arkadaş edinmesine izin vermeyen, okul çağına geldiği halde
çocukla aynı yatağı paylaşan anne örnekleri az değildir. Bu anneler çocuğa
sevgi verdiklerini, onu koruduklarını sanırlar; gerçekte çocuğu kendilerine
bağımlı hâle getirerek yalnızlıklarını ve mutsuzluklarını telafi
etmektedirler. (Bize müracaat eden yeni evli genç bir bayan baba evini
özlediğini, koca evine alışamadığını, ne pişireceğini dahi telefonla annesine
sormadan rahat edemediğini söylüyordu.)
Aşırı koruyup kollanan çocuklarda okul korkusuna çok sık rastlanır. Sınıf
ortamına alışamaz, arkadaş edinemezler. Okulun ilk günlerinde annelerinin
eteğine yapışıp bırakmayan, onlarla aynı sırada oturmakta ısrar eden çocuk
örnekleri görürsünüz. Bunlar annelerine bağımlı hâle gelmiş gölge tiplerdir.
Gölge tipler sadece evlerinde, annelerinin dizi dibinde kendilerini güvende
hissederler. Kalabalıktan hoşlanmaz, paylaşmayı ve işbirliğini bilmezler.
Karşılaştıkları bir problemi anne ve babanın yardımı olmadan çözemezler.
Deneme ve yanılmalarına fırsat verilmediği için kendi yeteneklerinin farkında
değildirler. Sorumluluk ve liderlik almak istemezler. Emirle hareket etmeye
alıştıkları için kolayca başkalarının güdümüne girerler. Sokağa, açık havaya
ve güneşe çıkmalarına izin verilmediği için bağışıklık sistemleri
gelişmemiştir; bulaşıcı hastalıklara kolay yakalanırlar.
Sevgiye Dayalı, Güven Verici, Hoşgörülü Tutum: Bir çocuk sevgi, şefkat,
yardımlaşma, sadakat, işbirliği, sorumluluk ve güven duygularını ancak aile
içinde yaşayarak öğrenebilir. Bu duyguların sonradan eğitim kurumları
tarafından kazandırılması çok zor, hatta imkânsızdır.
Çocuk eğitiminde 1-3 yaş dönemi çok önemlidir. Bir çocuk üç yaşına ulaştığında
ya güvenli ya da güvensiz bir kişilik kazanmıştır. Anne sevgisinden ve
ilgisinden mahrum kalan bir çocuk güven duygusu kazanamaz. Doğum sırasında
annelerini kaybeden, bakıcı elinde yetişen, cami kapılarına terk edilen,
kimsesizler yurdunda büyüyen, sonradan evlat edinilen çocuklar sevmeyi
öğrenememekte; çok iyi bakılıp beslenseler dahi, zihinsel ve ruhsal yönden
geri kalmaktadır. Çocuk sevildiğini hissetmeden hayata bağlanamaz. Çocuk için
hayatı anlamlı kılan, anne ve baba sevgisidir.
Çocuklarına iyi bir eğitim vermek isteyen anne babaların gözden kaçırdığı bir
gerçeği burada dile getirmek istiyoruz. 1-3 yaş için doğru olan eğitim
tutumları 3-6 yaş için geçerli değildir. Çocuk konuşmaya ve yürümeye
başladıktan sonra hızlı bir öğrenme sürecine girer. Elinin ulaştığı herşeye
dokunmak, incelemek, denemek ister. Sıcak bir sobaya yaklaşırken defalarca
‘cıs’ demeniz bir anlam taşımaz. Ancak elini sobaya dokunup canı yandığında,
yani deneyip yanıldığında sıcaklık hakkında gerçek bilgiye ulaşmış olur.
Hayatî bir tehlike olmadığı sürece çocuğun hareketlerine müdahale edilmemeli,
arzularını gerçekleştirmesine izin verilmelidir. Çocuk ancak böyle bir hoşgörü
ortamında yeteneklerini keşfetme imkânı bulabilir. Oyunsuz ve arkadaşsız bir
çocuğun psiko-sosyal gelişimi sağlıklı değildir. Sokak, çocuğun dış dünya ile
tanıştığı, ben-merkezcilikten kurtularak ‘ben ve başkaları’ kavramını
pekiştirdiği, kendisini başkasının gözü ile değerlendirmeyi öğrendiği,
akranları ile işbirliği yaptığı mükemmel bir eğitim ortamıdır. Aşırı koruma
altında yetişen; sokaktan, arkadaştan ve oyundan mahrum bırakılan 3-6 yaş
arası çocuğun ‘sosyal fobi’ adını verdiğimiz güvensiz bir kişilik geliştirme
ihtimali oldukça yüksektir.
3-6 yaş çocuğu aşırı koruyup kollanmadan ve müdahaleden hoşlanmaz. Kendi işini
kendisi görmek ister. Enerji doludur, yorulmak bilmez. Atlar, zıplar,
tırmanır, gözü karadır, kaza yapacağından korkmaz. Kas ve sinir gelişimi için
çok önemli olan bu hareketleri sınırlandığı ve yasaklandığı zaman hırçın,
inatçı ve saldırgan bir kişiliğe bürünür. Anne ve babayı kızdırmaktan zevk
alır.
Yeterli kas ve sinir gelişimine sahip olduktan sonra çocuğun tuvaletini kendi
kendine yapmasına, yemeğini kendi başına yemesine, kendi başına giyinip
soyunmasına, arkadaşlarıyla sokakta oynamasına, eve arkadaş davet etmesine
fırsat verilmelidir. Başarısızlıktan çok başarıları üzerinde durmalı, yanlış
davranışlarında ikaz edilmeli, doğru davranışları övülerek kendine güvenmesi
sağlanmalıdır. Evde adam yerine konan, duygularını rahatça ifade etmesine izin
verilen, anne ve babanın doğru ve yanlış davranışlar konusunda ortak tutum
takındığı ailelerde çocukların—ruh sağlıkları yerinde, güven ve sorumluluk
duyguları ise gelişmiş olduğundan—okul başarıları yüksektir.
Ana Baba Okulu’nda ders verdiğim sıralarda bir anne söz istedi. “Hocam,” dedi,
“ilköğretim 4. sınıfa giden bir oğlum var. Ders çalışmada ve ödev yapmada
isteksiz davranıyor. Zeki bir çocuk olduğu halde okul başarısı düşük.
Öğretmeni ödevleriyle ilgilenmemizi ve ders çalıştırmamızı söyledi. Babası hiç
ilgilenmiyor. Benimle ders çalışmak istemiyor, ancak başına dikilirsem zoraki
ödev yapıyor. Sokağa ve bilgisayar oyunlarına çok düşkün, saatlerce bıkmadan
oyun oynuyor. Bilgisayarı ve sokağı yasakladım, ama değişen birşey yok. Aksi
ve sinirli bir çocuk oldu. Bazen elimde olmadan dayağa başvuruyorum. Ne
yapacağımı şaşırdım, lütfen bana bir yol gösterin.”
Anneyi dinledikten sonra sınıfa döndüm. “Lütfen çocuklarının okul başarısı
yüksek olan anneler parmak kaldırsın” dedim. Neden babalara değil de annelere
hitap ettiğimi merak edeceksiniz. Çünkü sınıfımda hiç baba yoktu! Kalkan
parmakları saydım, beş anne çocuğunun okul başarısından memnundu. Parmak
kaldıran annelere sordum: “Çocuğunuz okul başarısını neye borçlu? Sizin anne
olarak bu başarıdaki katkınız nedir?” Sıra ile cevap verdiler. Verilen
cevapları aramızda tartıştık. Sadece bir annenin tutumunu sağlıklı bulduk:
sevgiye dayalı, güven verici, hoşgörülü tutum.
Şartlı sevgiye, baskıya, otoriteye ve cezaya bağlı okul başarısı uzun ömürlü
olamaz. Elimizde ilköğretimde okul başarısı yüksek olduğu halde lisede düşme
gösteren çok örnek var. Sevgi şarta bağlanamaz. “Okulda başarılı olur, yüksek
notlar alır, takdir getirirsen seni severim” diyen bir anne veya baba aslında
çocuğu sevgi ile tehdit etmektedir. Çocukta devamlı başarısız olma ve anne
baba sevgisini kaybetme korkusu vardır. Başarılı olduğu halde, bu korku
sebebiyle, sindirim ve uyku bozuklukları yaşayan öğrencilerimizin sayısı az
değildir.
Okula yeni başlayan bir çocuğun başarılı veya başarısız olacağı daha baştan
bellidir. Okul başarısında, ailede verilen okul öncesi eğitim çok önemlidir.
Pedagoji bilen bir öğretmen, bir hafta içinde öğrencilerini gözlemleyerek
aileleri hakkında bir kanaate varabilir. Ailede sevgiye doymuş, özgüven ve
sorumluluk kazanmış bir çocuk öğrenme merakıyla doludur. Bakışları sevecen ve
parlaktır. Sırada oturuşuyla, öğretmeni dinlemesiyle, derse katılmasıyla,
verilen ödevi yapmasıyla, kurallara uymasıyla kendini belli eder.
Akademik zeka (IQ) başarı için gereklidir, ancak başarıyı garanti etmez.
Başarının anahtarı EQ dediğimiz duygusal zekadır. Duygusal zeka ise 1-6 yaş
arasında ailede verilen eğitimle kazanılır.
alicankirili@zaferdergisi.com
Hayatın İçinden - Tabiat Eczanesi - Ayetlerin Işığında - Kitap Özetleri - Şiirler-Yazılar - Resimli Yazılar
Kıssadan Hisse - Risale-i Nur'dan Vecizeler - 86.400 Saniye - İlginç Konular - Niçin Müslüman Oldular - Dualar
Medya - Sorular - Psikoloji - Linkler - Düşünceler