
ÇOCUKLAR SOKAĞA
KAÇAMIYOR
ÖMER
BALDIK
Çocuklar benzer özellik ve
kapasitelerle doğsalar da, yetişkinlerin onlara muameleleri devrine göre
farklı oluyor. Bunda birçok etkenin yanında veya öncesinde, içinde yaşanılan
‘sosyal çevre’ etkili. Ve doğrusu, günümüzde çocukları anlayabilmek ve onların
sorunlarını çözebilmek için öncelikle onları çevreleyen bu sosyal çevreyi
anlamalıyız.
Bu bağlamda, evvelâ,
çocuklar gittikçe daha örgütlü ve karmaşık bir toplumda hayata gözlerini
açıyorlar. Her bir sosyal işleve bir sosyal birimin karşılık gelmesi anlamında
bu örgütlülük, çocukların, en iyimser bir bakışla, eskiye göre daha zor ve geç
intibak edebilecekleri ‘karmaşık bir sosyal çevre’ anlamına geliyor.
Biraz dikkatli bakınca, bu
karmaşıklığın aslında yaşadığımız sosyal çevrenin önemli ölçüde ‘yetişkin
bireylere göre düzenlenmiş olması gibi bir gerçekten kaynaklandığı da
anlaşılıyor. Bu tespiti doğrulayacak birçok delil ortaya konabilir belki, ama
salt ‘sokak’ bile yeterli bir delil bana kalırsa. Pek çoğumuz hatırlayacaktır,
eskiden çocukların sosyalleşmesini sağlayan bir işlevi vardı sokakların. Adeta
onların ‘oyun alanlarıydı sokaklar. Ama şimdi asfalt yol ve otoparktan başka
bir işe yaramıyorlar. Eskiden canlı bir sosyal ilişki ortamı olan sokak, artık
asfalt bir ‘yol’dan ibaret.
Keza, en çok çocukların
olması gereken yerlerden biri olan ‘okul’ da, katı bir yetişkin zihniyetinin
uygulama alanı bugün. Ortalama 60 kişilik sınıflarda ikişerli hatta üçerli
oturarak günlerinin önemli bir bölümünde ‘büyük davranışlar’ sergilemeye
zorlanmanın sıkıntısını yaşıyor çocuklar. Talep edilen şey sadece ‘ezber
başarısı’ olunca ve her şey buna endekslenince, okulda oyuna veya çocuğu
geliştirici başka faaliyetlere yer kalmıyor. Bu şartlar altında, hayatın
farklı ve bilinmesi gereken yönlerine dair çocukların deneyim sahibi olması da
güçleşiyor. Böylece çocuğun kendisini tanıması da engellenmiş oluyor. Bu
haliyle okul, çocuklara göre ‘aşırı ciddi’ ve ‘kısıtlayıcı’ bir görüntü
çizmektedir.
Çocukların ‘çocuk olarak’
önemsenmediği bu tip bir sosyal çevrenin çocukları psikolojik sorunlara
iteceğini öngörmek ise pek zor değil doğrusu. Özellikle büyük şehirlerde
çocukların git gide ana-baba iletişiminden koptuğu, okula gitme isteklerinin
azaldığı, içe kapanma eğilimi gösterdikleri ve daha öfkeli hale geldikleri
bariz bir şekilde gözleniyor. Yine, sigaraya başlama yaşının 13-14’e kadar
düşmesi de, bu sosyal koşulların çocukları hangi yönde arayışlara ittiğine
dair önemli bir işaret.
Artık fark edilmesi ve
düzeltilmesi gereken çelişki, sanki çocukları durağanlaştırmak için yapılmış
mevcut sosyal çevre ile çocukların deneyime dönüşmeyi bekleyen enerjileri
arasındaki müthiş uçurumdur. Bugün çocuklarda görülen sorunların kökeninde,
işte bu uçurumda ifadesini bulan genel bir ‘engellenme’ yatıyor. Halbuki,
çocukların sağlıklı gelişimi, sahip oldukları enerjiyi önlerine konulan
fırsatlar sayesinde deneyime ve sonrasında kalıcı bir ‘beceri’ye
dönüştürmeleriyle doğru orantılıdır.
Sosyal çevremize
baktığımızda, sokakları arabalara kaptırdıktan sonra, bu işlevi üstlenebilecek
bir birim olarak geriye büyük ölçüde okul kalıyor. Bu sebepten dolayı,
okulların süratle kuru bilgi ve başarı takıntısından kurtarılıp, sportif ve
sosyal faaliyetlerle çocukların zengin deneyim imkanlarına kavuşacakları özgür
bir ortama dönüştürülmesi gerekmektedir.
(Bu yazı Zafer Dergisinden alınmıştır.)
Hayatın İçinden - Tabiat Eczanesi - Ayetlerin Işığında - Kitap Özetleri - Şiirler-Yazılar - Resimli Yazılar
Kıssadan Hisse - Risale-i Nur'dan Vecizeler - 86.400 Saniye - İlginç Konular - Niçin Müslüman Oldular - Dualar
Medya - Sorular - Psikoloji - Linkler - Düşünceler